5 Eyl 2013

Music Bank İSTANBUL / Heyecan dorukta!


Gene uzun zamandır blog alemlerinde görünmüyorum amma bu olayı blogda yazmaz isem, heyecanımı paylaşmaz isem gerçekten kendimi eksik hissedecektim.Bu yüzden döndüm Renkli rüyalar otelime.Efendim malumunuz 7 eylülde gerçekleşecek konser ilk duyurulduğunda  hepimiz için bir süpriz ve büyük bir heyecana neden olmuştu.Kimler gelecek, nasıl olacak, Tanrım İstanbul'da yaşamak için nelerimi vermezdim tarzı söylemler sonunda gruplar belli oldu biletler satışa çıktı derken o büyük güne sadece 1 gün kaldı.Evet evet 1 gün! Tanrım işkence gibi gelmek bilmeyen bir gündü bu 7 eylül ve sonunda kapımızı çaldı sayılır.Benim konsere gidip gitmeyeceğim kesin değildi ve son dakika belli oldu diyebilirim.Bu yüzden para ayarlamak, güzel bir yerden bilet bulmak gibi sorunlarım ortaya çıktı.(Para ayarlandı ama güzel yer hayaldi.) Nitekim bulabileceğim en uygun(para bakımından) ve görebilitesi en iyi yerlerden birine 3 bilet aldım.(Kötünün iyisi diyorum ben yerimize).3 kafadar arkadaş çıkıp yollara tee İzmirlerden İstanbullara bu konser için gideceğiz.Ah cidden kafayı yemiş olmalıyız.Gelgelelim bir diğer olayda nasıl gideceğimizdi.Arkadaşlardan biri kocası ile giderken biz kalan diğer iki insancık nasıl gideceğimiz üzerine kafa patlatıyorduk ki otobüs ayarlanacağını ve toplu gidilip konser önünde bırakıp gene aynı yerden almak suretiyle geri dönüleceği açıklandı.İlk başta kararsız kaldık ama malum son dakika belli olan gitme olayımız yüzünden çokta paramız birikmedi ve orda bir kaç gün kalmaya durumumuz müsait değildi (acımız büyük havaalanında karşılamak iyi olabilirdi mesela -_- ) bu yüzden günü birlik işimize geldi ve bir dolu kpop hayranıyla gidilecek yolculuk çokta başımızı ağrıtmaz, eğlenceli geçer dedik.Bekleyip göreceğiz.


Bunlarda sevgili biletlerimiz.Almak için çok uğraştım şayet biletix'in sayfası adama cinnet geçirtir.Hatta bir ara gerçekten cinnet geçirdiğimi düşünüyorum, kayıtlara geçmeli yani.Her neyse fazla anlatılacak bir şey yok bekliyoruz heyecanla.Çok yakından göremeyecek olsakda 'ordaa bir Siwon var uzaaakta.O Siwoon bizim Siwoonumuzdurr.' diye şarkı tuttursak da -eller bağırda- en azından dinleyip varlıklarını görüp gelicez.

Buda bir şeydir sonuçta belli mi olur belki bu ilk ve son Music Bank olur falan, hem bir daha ne zaman böyle ayağımıza gelecekler.Biz gidelim de iş garanti olsun ^o^


Bu akşam yola çıkıyoruz ve sabahı İstanbul'da konser yerindeyiz.Gidişimiz ve konser ile ilgili hikayeyi en kısa zamanda yazacağım blogda.Beklemede kalın !


Posteri yaparken çok uğraştım ama bir yandan eğlendim de diyebiliriz hahahah Sonuç itibariyle Siwon bizi süprizlerin beklediğini söylemişti eee belki bir süpriz yapar ve komple herşeyi çıkarır diye umuyoruz asdfghjhdsa Olmadı azcık ucundan baklava göstersinler yeter.
Soooon bir gün ve slogan;

KEEP CALM
AND 
SUJU 
BAKLAVA

Joon adeta benim baklavaları nasıl söylemezsin OMG! der gibi asdcghjklkjhg
Ah gerçekten sana diyecek bir şeyim yok! Çıkarmıyorum konserde tshirt'ü falan!
Sevgili Siwoncuğun çıkarsın yerime!! hoh.
Mblaq'ı küstürdüm hepsi kahrolmuş durumda.
Slogana bir yenisini daha ekliyoruz o halde asdfghjkl;

KEEP CALM
AND
WAİT
MBLAQ
KALBURA BASTI




Selam! Wattpad hikayeme göz gezdir ---> Kralın Kalbi




.................................................................................




29 May 2013

ANİME | Ayashi no Ceres / Seni daima seveceğim...




Vohaaa sonunda ilk anime yazımı yazmaya girişmiş bulunmaktayım.Bu ciddi anlamda gözlerimi yaşarttı.Sonunda animeler içinde bir ön atılımda bulundum.Bu animelere ödemem gereken büyük bir borçtu.Sonunda size de tanıtıp izletecek olmakla beraber bu borçları ödemeye başladığımın işareti.Animeler önemlidir arkadaşlar.Bir kere insan bulaşmaya görsün bir şekilde vazgeçilmez oluyorlar.Bunu sizde -eğer hiç izlemediyseniz- fark edeceksiniz.Neyse gelelim animemize.Efendim ben Ayashiyi izleyeli uzun zaman oldu ama geçenlerde üstünden bir cila çektim ve yeppudaa'da görücüye çıkardım.Orada hem online hemde mp4 paylaşımını yapıyorum.Eğer izlemek veya indirmek isterseniz beklerim.Pek bileni yoktur Ayashinin amma benim sayemde çoğu kişi görmüş ve izlemiş oldu.Bence konusu olsun, taş gibi Touyası olsun izlenmesi gereken bir anime.Zaten 24 bölümcük ve emin olun ne çabuk bitiyor bu bölümler diye şaşıracaksınız.Açıkcası ben 24'e gelmemek için büyük çaba harcadım ama maalesef her güzel şey gibi oda sonuna gelmişti :(

Kısaca konuya değinip neden izlenmeli bu anime size en kısa ve özünden anlatayım ^^



Konu yeryüzüne inmiş ilahi bir varlığın efsanesiyle anlatılıyor.Ceres adı verilen bu melek dünyamızda yıkanırken kaftanını bir adam alır ve meleğimiz yeryüzünden ayrılamaz.Daha sonra adam onu kendisiyle evlenmeye zorlar ve o adamdan çocukları olur.Onun soyunu devam ettiren Mikage ailesi ise Ceres'in en büyük düşmanı haline gelir.Her doğan Mikage çocukları 16 yaşlarına bastıklarında içlerinden birinde Ceres uyanıyor ve Mikage ailesinin hepsini öldürmek ve ondan çaldıkları kaftanı bulmak için yeminler ediyor.Bu noktada günümüzde Ceres'in ruhunu taşıyan Aya ve kaftanı çalan Mikage'nin ruhunu taşıyan Aki devreye giriyor.16 yaşlarına bastıklarında aileleri onlar için tören hazırlıyor ve Aya'nın içinde onları yok edecek Ceres'in ruhunun olduğu anlaşılıyor.Bu noktada Mikagelerin tek istekleri Aya'nın tamamen ortadan kalkması.Kardeşi Aki bile artık eski bildiği Aki değildir...

Ailesini ve evini kaybeden Aya için ise artık sonu belli olmayan aşk, dram, macera ve aksiyon dolu bir macera baş göstermiştir bile...



Çizimler biraz eski moda gelebilir ama 2000 yapımı olduğunu da göz önüne almalısınız.Ama o zamanlar için bile güzel görsellik barındırıyor.Mesela Touyanın o zümrüt yeşili gözleri, kızıl saçları gayet güzel çizilmiş.Zaten benim için bu kadarı yeterli asdfgfdsadfgfd.Tamam tamam konudan saptım biliyorum.Bu arada Touya diyip duruyorum ikidir açıklayayım; o animenin en afilli, en yakışıklı, en karizmatik erkeği.Onu yazımda az sonra zevkle tanıtacağım...

Evet animenin çizimleri konusunda kafanızda bir ön yargı oluşsun istemem.Çok iyi değil belki ama gerçekten rahatsız etmeyen güzel çizimlere sahip.Konu biraz kafa karıştırıcı ama üstesinden gelinemeyecek kadar değil.İlk bölümleri atlattınız mı iyisiniz.Aslında orjinal bir konusu bile var diyebilirim.Eski bir Japon masalından uyarlanmış öyküsü.İçinde dramı da, aksiyonu da, aşkı da, bilimum fantastik olayı da barındırıyor.Bu yüzden hangi tür izlersen izle içinde mutlaka sevdiğinden bir tanesini bulacaksın.Hiç olmadı Touyayı bulursun oda iyi olur kanımca asdfghfdsa
Aşk animenin büyük bir bölümünde baş gösteriyor.Hatta öyle ay ne zaman aşık olacak bunlar diye kıvrandırmıyor sizi.O kadar hızlı atılıyor ki kızımız Tooya aşkına, ne ara bu kadar sevdi bu diye apışıp kaldık izleyenler olarak.Gerçi ben çokta yadırgamadım bu durumu karşıdaki şahıs Tooya olunca bu pek de zor bir olay değil.Kısacası süründürmeden kesin sonuçlara varılmış.Biraz Tooya cephesinden zorlayıcı sert rüzgarlar esebilir ama oda oldukça kısa bir sürede çözülecek ve çok hoş bir ilan-ı aşkta bulunacak.Neden bu tarz önemli şeyleri anlattığım kısmına gelirsek de bunlar ilk bölümlerde olduğu ve bence spoiler'a girmediği için anlatılan şeyler.O yüzden kızmayın bana.Emin olun şaşıracağınız ve daha büyük şoklara uğrayacağınız şeyler olacak animede.Benim anlattığım -şuan büyük görünen-ufak şeyleri bile unutacaksınız.Zaten animenin genelinde olaylar ve gerilim bitmediği için her bölüm bir sonrakinde ne oldu acaba diye meraklar düşüp çatlayabilirsiniz.Özellikle 10.bölümden sonra ciddi anlamda bu işlerin sonu nereye varacak diye kara kara düşünmeye başlamıştım.İlk 10 bölüm biraz pembe şeker tadındaydı ama diğer bölümler pek o kadar tatlı değildi.
Her yapımda mutlaka iyi veya kötü bulduğumuz şeyler vardır.Şimdi animenin eksilerini açıklama zamanı.
*Öncelikle aşk yapalım derken göz çıkarılmış bölümler vardı.Aşka karşı değilim ancak her şeyin fazlası zarar.Animenin diğer unsurlarını geri plana atmışlar ve hadi basalım aşkı basalım dramı demişler.Buda bazen ciddi bunaltabiliyor.Ama onun dışında çokta mühim değil biz kadın milleti aşkı severiz.Dramda zaten hayatın eksilmeyen parçasıdır.
*Gereksiz karakterler olması.Ve kesinlikle o karakter Yuji'ydi.Neden animede kendisi vardı ve ne ara Ayaya bu kadar aşık oldu bilinmiyor.Gerçi Aya ve Toyanın aşkı da öyle hemencicik başlamaştı.Saanırım bu mangakadan dolayı.Bilmiyorum belkide animede işi batırdılar.Sonuçta mangasını okumadım.Ama Yuji karakterini hiç sevmedim.Özellikle kızın üzerine saldırıp seni istiyorum, seni seviyorum diye bağrındığı vakit.Kimsin lan sen! Zaten sürekli Tooya'ya atarlanıyo falan.Aya sanki onunmuş gibi sahipleniyo.Animenin her bölümü Tooya gelsin de şunu eşşek sudan gelinceye kadar dövsün istedim.
*Çizimler çok iyi sayılmazdı ama çokta kötü diyemem.Biraz önce bahsetmiştim.Eski tarz anime sevenlere güzel gelecektir.Ancak ayaklar falan felaketti.Resmen ilkokul çocuğuna çizdirilmiş gibiydi ve beğenmedim.Hele bir tane teyze-abimiz vardı ki.Allahım kadın mı, erkek mi yoksa botoks mağduru mu anlayamıyorsunuz.
*Espiri yapılmaya çalışıldı birkaç bölüm ama olmadı.Ne diyo lan bunlar? tribine girebilirsiniz.Bu yüzden espirili ve gülmeli bir anime beklemeyin.
*Konu fazla karışık ve açıkcası saçmalandığını düşündüğüm, mantık hatası bulduğum çok yer oldu.Ama bu animenin genel tutumu böyle.Hemencicik aşık edip, bir olayı hemencicik bitirebiliyorlar.Ne ara ne oldu kavrayamıyorsunuz.

Aklıma gelen eksi taraflar bunlar.Belki zorlasam daha da çıkardı ama üzerinde çokta düşünmeye gerek olmayan bir yapım bence.Konusu ve karakterleri orjinal ama bazı eksiklikleri onu zirveye çıkaramadı maalesef.Onun dışında zevkle ve heyecanla izlediğimi söyleyebilirim.Aya ve Tooya arasındaki aşk çok tatlıydı.Diyaloglar, sahneler güzeldi.Hele kızın oğlandan söz istemesi ve oğlanın olağandışı verdiği söz...
Üstteki resimde zaten bir fan tarafından o sahneden uyarlanıp yapılmış.Çok şeker bir sözdü.İzleyince anlayıp hak vereceksiniz.

Yazımın sonlarına gelmeden önce nam-ı değer yakışıklımızla tanıştırayım sizleri.

*Toya*


Kızıl saçları, derin yeşil gözleri ve hüzünlü bakışları vardı.
Her daim cool ve yakışıklı olmayı başardı.
Sadece bir an için karizması gitmişti, oda güneş gözlüğünü taktığı andı..
Her şeyiyle mükemmel, yalnız ve çekici bir adamdı.
O hayalimizdeki erkekti.
O Tooya'ydı...

Evet efendim bu küçük şiirsel başlangıçtan sonra gizemli erkeğimiz Tooya'dan azcık bahsedebilirim.Sonuna kadar onun kim olduğunu öğrenemiyorsunuz ve ikilimizi hangi sonun beklediğini.Gerçekten çok gizemli bir karakterdi ve eminim animeyi izleyen çoğu insanında tek merak ettiği konu Tooya'nın kim olduğuydu.Öğrendiğimde açıkçası hayal kırıklığına uğradım.Ben daha etkili bir şey bekliyordum ama çok farklı bir hikaye yüklenmiş kendisine.Sadece Aya ile olan geçmişlerini sevdim.Ah şuan söylememek için kendimi zor tutuyorum ne güzeldi ya.Sen git yıllarca o sahildeki kızı ara.Ups sanırım söyledim! Silin hafızadan hemen, silin!

Yeşil gözleri ve bakışlarıyla koca animeyi bile unutturur kendisi.Söylemedi demeyin.
Evet efendim artık yazımızın sonlarına geldik.Oldukça uzun oldu farkındayım ama ilk anime yazım olduğundan çenem çok açıldı.Mazur görün.Animede en son değinmek istediğim konu Opening'i.Elfen Lied'dan bu yana beni çok çok hüzünlendiren ve etkileyen bir Opening olmamıştı ta ki Scarlet'e kadar.Açın bir dinleyin ya, anlatmaya ne gerek!


Evet efendim geldik anime yazımızın sonuna.Bol resimli ve güzel bir yazı olduğunu düşünüyorum umarım sizde beğenmişsinizdir.Merak etmeyin giderken elcağazımla yaptığım giflerden koyup finali hakkıyla yapacağım.Verdiğimiz kayıplara üzüldük.Yeri geldi ağladık yeri geldi heyecanlandık.Hatta yeri geldi ağzımızın suyu aktı.Böyle bir animeydi Ayashi no Ceres ve eksisiye artısıyla benim arşivimde yerini almaya hak kazandı.
Sizde;
İzleyin, izlettirin...


Birlikte geçirdiğimiz zamanın ne kadar kısa olduğu önemli değil.
Her zaman...
Her zaman seninle birlikte yaşamak istedim.
Bu benim rüyamdı.
Seninle karşılaştığımdan beri, tek istediğim bu...
Evet.
Daima...
Daima seni sevdim.
Aya, seni daima seveceğim...



Selam! Wattpad hikayeme göz gezdir ---> Kralın Kalbi




.................................................................................


12 May 2013

DUYURU! Come Back Kisskiss ♥


Selamlar efendimmm.
Uzun zamandır herhangi bir yazı yayınlamadığımı fark eden arkadaşlarım olmuş.Ben saklanarak kurtulabildiğimi sanıyordum ama onlar beni bulup' zaten fazla yazmıyordun, artık hiç yazmıyorsun' diye baya bir hayıflandılar.En son yazıma baktım da sevgililer günündeymiş.Sanırım o zamanlar ki buhran dönemini atlatamamışım hala.
Lütfen bana kızmayın! 
Sınavlarım vardı, koşuşturmacayla geçti günler, kitabıma odaklanmalıydım, benim bir suçum yoktu vallahi diye dert yanmayacağım ama bu kadar ara yeterli diye düşünüyorum.O yüzden Come back yaptım.En kısa zamanda bir film yazısıyla gelebilirim.Ondan sonra animeye geçeceğim.Sanırım bir iş planı tutturmam lazım yoksa gene aksayacak blog! 
Size daha fazla dizi, film, anime vb.. önermek isterdim ama maalesef özenerek yapmak istediğimden bu işleri, baya bir zamanımı alıyor.O yüzden nadir yazabiliyorum.Takip eden, yazılarımı zevkle okuyan herkese sevgiler.Aslında bugün 50.000 ziyaretçiye ulaşmış olduğumuzu da fark ettim.Bunun şerefine olsun geri dönüşüm.


 Size 4 yıl aradan sonra geçen sene Come Back yapan sevgili Shinhwa'mın güzel mi güzel şarkısı ile veda ediyorum.Aslında K-pop tanıtımı da yapabilirim ancak gerçekten sevip, her şeylerini takip ettiğim gruplar bir elin parmağını geçmez, o yüzden bu tanıtım işlerini gerçek k-pop fanlarına bırakıyorum.Onlar varken bulaşmak haddime değilmiş gibi geliyor hehe Ama Shinhwa hakkında bir yazı yazmak istiyorum o ayrı.Bakalım ilerleyen zamanda ona da el atacağım.
Sevgiler, saygılar...




-kisskissbangbang

14 Şub 2013

Sevgililer Günü Sendromu Vol 1234565432

Tutup da sevgililer gününüz kutlu olsun dememi beklemeyin benden.Şayet bunun gibi sadece para bazlı özel günleri kutlamak adetim değildir.Ne o öyle millete toplu mesajlar 'Sevgililer gününüz kutlu olsun..' falan.Ulan tutup bayramda mesaj atmamıştır kimseye.Ne bu hayasızlık, ne bu genişlik.Bi yürü git karşiim!!
Açıkcası bu nedensiz sinirim birazda yıllardır hayatıma kimseyi sokmadığımdan olabilir.Dünde zaten bir aşk romanı bitirdim onunda etkisi üzerimde hala.Ee böyle anlarda da insanın asabiyet katsayısı yükselebiliyor.Ama genede bu kendi seçimimdi.O yüzden fazla uzatmıyorum bu dellenme mevzularını.Hayatıma kimseyi almama, vaktimi boşa harcamama sözü verdim kendime ki yaptığım iş her şeyden önceliklidir.O yüzden bu tarz saçma özel günlerde arada bir gelip gidiyorum affola.Sizin sevgiliniz var ise mutluluklar dilerim.Biz Sami abi gibi takılanlarada selamlarrr!!




Selam! Wattpad hikayeme göz gezdir ---> Kralın Kalbi




.................................................................................



19 Oca 2013

Beastly / Böyle bir aşkı hayal edebiliyor musunuz?


Bak işte bu filmi de ayrı bir severim! Acayip güzel bir filmdir fazla tanınmasa da bence daha fazla öne çıkmalıydı.Her neyse en azından benim yazımdan sonra biraz daha izleyen bulur kendine.Aslında uzun zamandır yazmak istiyordum sonunda buda oldu ya şükür.

Konumuz kendini beğenmiş yakışıklı, havalı, popi Kyle'ın bir cadıyla girdiği münakaşa sonucu Sevimsiz (tipsiz) bir erkeğe dönüşmesiyle başlıyor.Cadımızı bilumum aşağılayıp herkesin önünde küçük düşürdüğü ve içi tamamen pis bir insan olduğu için cadımız bunu yapıyor tabi ki.Gerekli nedenleri var.Bence iyi de yapıyor.Sonuçta bu olanlar ona çok büyük bir ders verdi.Hee unutmadan laneti kaldırmak için 1 yılı var.Eğer kendisini kalpten -o haliyle- seven birini (Seni seviyorum demesi lazım) bulamazsa sonsuza kadar öyle çirkin kalacak.Sözün kısası filmimiz modern bir güzel ve çirkin uyarlaması.


Kyle acaba üzerindeki bu Sevimsiz laneti yenebilecek ve onu bu haliyle bile seven bir kız bulabilecek mi?

Öncelikle bir isme değinmek istiyorum.Mary Kate Olsen! Nasıl yakışmış cadı olmak ona.O cici bici kız havalarından kurtulmuş siyah göz makyajı gene simsiyah kıyafetleri ile resmen gözlerimi kocaman açmama neden oldu.

Çok yakışmış abicim! Çok havalı olmuş abicim! Keşke onu hep böyle rollerde görebilsek.Resmen beni şuan manyak blogger yaptı :D Mary Kate'den sonra esas oğlanımıza da değineyim.
Alex Pettyfer...
Ah sarışın yakışıklım benim.Şöyle smile'da koyamıyoruz ki ayılma bayılma smile'ları koyayım sizde daha iyi anlayın ne hissettiğimi.Yakışıklı oğlan azizim.
Çok tatlı gülüyor bir kere.O çirkin suratla bile güldüğünde yakışıklı olabiliyor sizde bunu fark edeceksiniz eminim.Eğer başka filmlerde de izlemek isterseniz kendisini biyografisine bakıp izleyebilirsiniz..Ee hadi canım tek tek isimlerini mi yazayım şimdi yoruldum zateeen.
Özellikle makyajlar kimin elinden çıktıysa çok beğendim.Oğlanı bambaşka bir insan yapmış çıkarmışlar.Dur bir resmini koyayım şöyle herşeyi tam belli olan.

Kaşlarında da arapça bir dua yazıyor ama çözemedim -_-

İçim gitti yeminle.O kesikleri her gördüğümde tüylerim diken diken oluyor.Ay allah korusun vallahi.Ehem neyse şimdi başlıyıcam bildiğim duaları okumaya o yüzden filmimize dönüyorum.Efendim çocuğumuzun elindeki ağaç dövmesi çok hoştu bir kere onu söyleyeyim.Çok orjinal bir fikir olmuş açıkcası ve yılbaşında cadı kızımızın dövmeye yılbaşı süsü eklemesi falan oldukça matraktı.

Kör abimizde çok şeker bir adamdı ve ondan alınabilecek çok ders olduğunu düşünüyorum.Hele burda söylediği söz oldukça iyiydi.

Ve bakıcı teyzemizde çok şekerdi.Açıkcası oğlanın o kendini beğenmişliklerini gülümseyerek karşılaması çok hoştu.Babası defolup gitsede o en azından oğlanın yanında kaldı.Tamam işi gereği ama açıkcası ben olsam ona katlanamazdım.Hele çirkinken hiç katlanamazdım.Neyse sonuçta kadın orda hep yapıcı roldeydi ve bu yönünü sevdim.Bir tek kızın babasını sevemedim.Sürekli başına bela açıp kızı sevdiğini söylüyor.Tanımadığı etmediği oğlanın -bu bizim oğlan-tehditine göz yumup onunla kalmasını söylüyor.Falan filan.Sorumsuz bir baba modeli çizdi gözüme ve sevemedim onu.Onun dışında zaten öyle pek göze çarpan karakter yoktu.Çoğunlukla anlattığım kişiler vardı ön planda ve buda yetti bize.Bir de Venessa var tabisi.Ee güzel hatun ben beğeniyorum onu.Hikayede önemli bir yer kaplıyor olabilir ama filmde ben biraz sönük buldum.Belki Lindy karakterine başkası olabilirdi.Ne biliyim pek fazla bir şey söyleyemeyeceğim onun hakkında.Kötü değildi ama çokta bir olayı yoktu.
 Oğluşumuzun kız için yaptıkları...Kızın gözlerinin içine baka baka okuduğu şiir, yazdığı mektup...Hatta mektubu utanmadan paylaşıcam burda!

Sevgili Lindy...
Son zamanlarda mektupları düşünüyorum.Gerçek mektupları, el yazması mektupları.Ve ne yazıktır ki artık hiç kimse mektup yazmıyor.O yüzden bugün sana bir tane yazmaya karar verdim.Ve uzun bir süre boyunca her gün yazacağım sana çünkü sanırım sana aşık olma tehlikesiyle karşı karşıya olabilirim...


Ve ayrıca şu diologlarıda çok hoştu;

Sence aşk insanı değiştirebilir mi?
-Evet.Elbette..
O halde sana anlatacağım hikayeye inanacaksın
Dışı güzel içi çirkin bir çocuk hakkında bu hikaye ve bir lanet var.Aşkta onu tamamen değiştiriyor.
 -O hikayeyi herkes bilir.
Ya bir hikaye değilse ya gerçekse? Peki o aşkı hayal edebiliyor musun? Hayal et..
-Sensin...



Daha nasıl anlatabilir nasıl anlatabilir...

 Daha nasıl övebilirim bu filmi bilmiyorum...

Tek diyebileceğim izlemezseniz sizin kaybınız olur.Ayrıca müzikler çok güzel.İyi bir Soundtrack'a sahip hatta çok aradım fakat indirme linkini bulamadım, ölüydü hepsi.Eğer bulursanız bana yorum olarak atarsanız sevinirim ^^Biliyorum bol bol resim paylaştım anlatmak yerine ama sevdim bu olayı daha hoş oldu bolca resim kullanmak.Bundan sonraki paylaşımlarım da daha çok resim kullanmayı düşünüyorum.Ayrıca film bitti diye kapatmayın az daha izleyin ;) Bu videoda ise silinen birkaç sahne var.Hele sondaki hayvanat bahçesi bölümü keşke silinmeseymiş dedim.Yazık olmuş..
Ve buda alternatif final sahnesi.Bence böyle olsaymış daha güzel olacakmış ya.Ne biliyim gerçi esas finalide sevdim ama bunuda sevdim :/ O yüzden siz filmi bitirdikten sonra bunu da izleyin ^^



Sevgiler, saygılarr..




Sana bakıyorum ve sana bakmayı dünyadaki tüm portrelere bakmaya yeğliyorum...




Selam! Wattpad hikayeme göz gezdir ---> Kralın Kalbi




.................................................................................



17 Oca 2013

Romantik Vampirler & Alacakaranlık Genel Bakış

Biliyorum baya geç kaldım bu yazıyı yazmak için aslında yazmayıda düşünmüyordum ama nedense şimdi içimde bunu yaz diyen bir dürtü var.Dedim o kadar yıl nazını niyazını çektiğim şu seriden rahatlıkla çemkirerek bahsedemez isem neden blog yazıyorum gideyim öleyim ben yav.O yüzden sıvadım kolları.He öncelikle söyleyeyim pek iyi yorumlarda bulunmayacağım bu seri hakkında.Unutmadan da belirteyim Twilight'ın kitaplarını okumuş filmlerini izlemiş insanım.Yani yok sen ne bilirsin laga luga olmasın.Yeterince kitapta okuyorum filmde izliyorum.-Hatta haddinden çok- O yüzden fanı olduğunuz yapımı bana savunmak için gereksiz söylemlerde bulunmayınız, rica ediyorum.He illaki bulunucam diyorsan buyur canım.Her türlü film, kitap, vampir kültü, konu, aşk işleyişi falan kapışırız.Hepsi hakkında yeterli bilgim birikimim var ;)
Şimdi olaya en derininden inmek lazım.Buda demektir ki romantik vampir kültünden başlıyoruz bu işe.Bunun hakkını veren ilk isim olarak Anne Rice'dan başkasını tanımam.-Tabi Bram Stoker amcamızdan bahsetmiyorum bile o bütün işin kaynağıdır.-Çocuktum daha Annenın kitaplarını okumaya başladığımda ben.Ve o kadar severdim ki o zamandan belliydi kitap yazmak isteyeceğim.Gerçi vampirli bir şeyler olsun istiyordum ama malum cılkı çıktığı için silah dayasalar yazmam denecek duruma geldim.Her neyse Anne Rice okurduk biz Lestat'imiz vardı, Marius'umuz, Vittorio'muz...Vardı da vardı.Bazısı beğenmez ve vasat bulur onun yazarlığını ama onu yaşayan bilir diyip defolup gitmelerini rica ediyorum.Bu kadar değersiz olamaz onun bize verdikleri! Ben Anne ile tanıdım karanlıkta yaşayan, statü sahibi, yakışıklı, gotik, acımasız vampirleri ve o kadar sevdim ki resmen belleğimde vampir varlığının yeri bambaşka kaldı.Bu yüzdendir Anne'nın bendeki yerinin önemi.Eğer olayın kökenine inmek istiyorsanız bir Bram Stoker arkasından da Anne almanız tavsiye olunur.Tabi şimdiki okuduğunuz kitaplar kadar iyi bulmayabilirsiniz ama çocukken gidiyordu Anne.Hemde çok iyi gidiyordu.
1992 Dracula filminden bir kare.Sevgili Gary Oldman ve Winona Ryder oynuyor.
Çokta güzel oynuyorlar benim klasiklerim arasındadır.İzlemelisiniz!
Evet sanırım bu işte başları çekenleri belirttim.Daha sonra ortaya Alacakaranlık gibi bir kitap sürdüler.Beğenmedim desem yalan olur ilk kitabı okuduğumda gözlerim parladı.Yazım olarak oldukça basit bulduğum bir kitap olsa da düşünsenize uzun süredir Anne'dan ayrı kalmanın özlemini bir başkası kapatabilir diye düşündüm.Kapatamasa da o boşluğu doldurabilir dedim.Büyük heyecanla bekledim ki 2.kitapta tamamen tanınıp patlama yaptı ama benim için sönmüş bir balon olduğunu o kitabı okuduğumda anladım.Sen git koca Edward'ı gönder, arkasından tipsiz avel Jacob'u getir.Tamam dedim, neyse dedim, sorun yok katlanalım Edward gelecek sonuçta dedim ama durum git gide daha beter hale geldi.Aşk 3 genlerini sevmem ben bide kız asalağın tekiyse hiç sevmem.Kimi sevdiği belli olmayan saçma sapan bir ilişki anlayışı edinmiş kendine ve bize resmen işgence etti.Hele son kitapta neydi öyle.Renesme Jacob'a mühülendi diye çatır çatır çatladı ya! -bunu kitap baz alarak söylüyorum filmde yansıtmadılar.Sırf bu yüzden bile filmi kitapdan bin kez fazla sevdim.- Kardeşim sen Edward'a ölümüne aşık değil miydin? Onun için dağları taşları yarmak, herkese kafa tutmak istemiyomuydun? Eee Jacob nerden çıktı şimdi herşey yerli yerine oturmuşken.Sen artık kimi seviyosun karar ver demezler mi adama.Hele Tutulmada tutup Edward'ın -neredeyse- gözleri önünde Jacobla harbici harbici yiyişmen? Hadi senin bu gerzekçe aşk anlayışını anladık da o havalı, karizma, sevdiği kadını her türlü koruyan, kimseye bırakmayan Edward'a noldu? Olsun Jacobla yiyiş öpüş benden no problem seni seviyorum nasılsa, kabulüm herşey mantığımı edindi? Ulan ilk kitaptaki Edward nerde? Biz onu sevmiştik ona hasta olmuştuk.Yazıklar olsun! Gibi bir çemkirme oluştu içimde.Ciddi anlamda deli etti beni.Bilmiyorum siz bu aşkı samimi buldunuz mu ama ben hiç mi hiç bulmadım.Sevdiği adam uğruna ölmeyi göze alan kadınları(veya erkek).Bunları okumayı seviyorum ben, izlemeyide.Ama kusura bakmasın kimse bu kadar da kofti seven bir hatun görmedim! Hani kızı gördükçe okudukça; sevme sen Bella, yapma etme kızım diye haykırıyordum.Her neyse kısacası bu tarz aşklar geriyor beni.Ya tam aşık yap yada ayır bunları sonsuza kadar mutlular teması işleme.O kızla bu tema olmaz çünkü, olamaz! He bide son filmden bahsedelim.Neydi o öyle ya! Yemin ederim filmden çıktık arkadaşla resmen bomboştuk.Haz alamadık tad alamadık durumları falan.Hatta dedik bu ne abi gel bi film daha çakalım içim bayıldı.Gittik başka filme daha girdik.O derece boştu Şafak vakti.Savaş sahnesinden başka neyi vardı zaten? Ulan en azından esasında olduğu gibi yani hani sonradan hepsi Alice'in gözünden gösterildi ya sinemadakiler aaa falan dedi.O savaşı gerçek yapaydın.Öldüreydin o insanları.Ulan işte o zaman abov olmuş bu film derdim.Lan koca seride 1 insan mı ölmez.Hepsi maşallah sonsuza kadar mutlu oldular.Ya zaten ne beklenirdi ki? Olay gene kitabın ne kadar boş olduğuna geliyor.Yönetmen ne yaparsa yapsın katabileceği tat o kadardı çünkü kitap belli ne yapsın adam! Genede iyi iş çıkarmış helal olsun! Vallahi kızgınım.Bu kadar şöhret olması, bu kadar paralar kazandırması, bu kadar kitlesi olmasına kızgınım.Ya öyle güzel kitaplar var ki Alacakaranlığın onun yanında yediği bok olamayacağı ama durum belli.Zaten %90ından fazla şans olduğunu düşünürsek o bahsettiğim kitaplar tamamen hüsranla sonuçlanıyor.Doğru zamanda verilmiş bir kitabın dışına çıkamayacak Alacakaranlık benim için.Rüyasında görmüşte falan da filanda.Hop taslağa almış gördüklerini 3 ayda bitirmiş kitabı.Lan karakterlerini 3 ayda nasıl tanır insan! Zaten karakterlerinin gelgitlerinin olmasıda bu yüzdendi.Açıkcası ben kendi karakterlerimle iç içe olmak için yıllarımı verdim de hala eksiklerimiz var.Alacakaranlığı elime verseler 3 ayda bende yazardım ama yazmam abi.Yazamam! Ben her karakteri, her olayı ayrı ayrı yaşayarak özümseyerek yazıyorum hiç boşluk bırakmadan, saçmalatmadan.Hepsini tanıya tanıya...Tutup 3 ay gibi bir sürede olmaz bu.Herşeyin belli bir zamana ihtiyacı var, yapmayın etmeyin abiler!
He bir de yapılan capsler var ki şuan hiçbirini bulamadım harbi harbi yerlere yatıp güldüğüm zamanları bilirim.
O  bellanın ay başı pediyle ilgili olan vardı belki bilirsiniz ona çok gülmüştüm.Öyle böyle değil.


Kısacası başarılı bulmuyorum ama büyük işler başardı kitap.Ne diyelim şans herkesin kapısını çalmayabiliyor ama biz yazdığımız şeylerde işimizi şansa bırakmayız.En azından ben şahsım olarak böyle düşünüyorum ve yaptığım işe yıllarımı, zamanımı ve piskolojimi veriyorum.Ve eminim yazsam bundan daha iyi bir kitap olurdu Alacakaranlık.Ahanda buna imzamı atarım.
Sevgiler saygılar.



*Bunlar benim şahsi görüşümdür tekrar diyorum yazımı beğenmeyen fanlar bir zahmet bloğu terk-i diyar edebilirler.















Selam! Wattpad hikayeme göz gezdir ---> Kralın Kalbi




.................................................................................



13 Oca 2013

Grown Ups / Gülmeye hazır mısınız?

Geç gelmiş bir blog yazısıyla karşınızdayım efendimmm! Aslında bir k-drama yazısı yazmaktaydım ama nedense yazının ortasında duraklama dönemine girdim ve şimdi öylece taslaklarda duruyor :D Bende dedim o arada bir komedi filmi yazısı patlatayım da bu soğuk ve kasvetli kış vakitleri gülüp içimiz ısınsın.Büyükleri bilmem kaç kere izledim ama oldukça fazla olduğunu söyleyebilirim.Espiriler, karakterler herşey tamamen komedi tufanıydı! Ben gerçekten çok eğlendim ve sizlerinde zevkle izleyeceğinize eminim.


Hadi azıcık ucundan tanıyalım filmimizi ^^
Konumuz 5 büyük ergen etrafında dönüyor gibi dursa da aslında çoğu sorumluluk sahibiydi.Yani en azından biri hehe Bir yandan güldürürken bir yandan da alttan alttan verdikleri mesajları görmemek mümkün değil.Açıkcası ileride bizim çocuklarımız da onların çocuklarıyla aynı durumu yaşayacaklar.Teknoloji veya gelişim adını  ne koyarsak koyalım sonuçta bizi samimi olmayan betonlarla dolu dünyalara itiyor.Bunu engelleyemiyoruz.Her neyse konuya değineyim derken sosyal mesaja doğru kaktırdım konuyu hehe Kısacası bu 5 büyük ergen ve onların aileleri, çocuklarıyla ilgili sıcak ve azda bel altı espirilere mağruz kalmış bir film Büyükler.Bel altı espiri dediğime bakmayınız o kadar da abartı değil yani sadece bahsetmek için söyledim.
Aslında her karakter birbirinden komik hani ciddi anlamda seçim yapamazsın ama özellikle Elvis ve umpa lumpa çakması abimiz gerçekten çok komikti.Onun zaten hayvan adlı başka bir komedi filminden biliyorum oda acayip komiktir burda da harbiden karakterini çok iyi yansıtmış.Özellikle o peruğunun uçuştuğu, cenazede ilahi okuduğu bölümler ve yaşlı teyzemizle yaşadığı aşkı ayrı bir komediydi.Aslında o değilde karakteri üzerinde kullanılan espiriler güzeldi.Ya diyorum ya hiçbirini favoriniz yapamıyorsunuz çünkü her karakter manyak derecede komik ve birbiriyle bağlantılı.Harbi harbi böyle arkadaşlığım olmasını isterdim.Adamlar bir aradayken manyak eğleniyorlardı be ya!
Ya şuan ne yazarsam yazayım bir anlam ifade etmeyecek çünkü izlenmediği zaman bilirsiniz ki ne espiriler nede komik karakterler adama yeterince iyi gelmez.O yüzden çok fazla şey yazmak istemiyorum film hakkında.Samimiydi.Dostluk, arkadaşlık, aile bence bunlarıda oldukça iyi bir şekilde vermiş.Güçlü oyuncu kadrosuna sahip özellikle Selma heyek bir kere daha bana ne kadar güzel bir hatun olduğunu kanıtladı.Abicim o kadın ne kadar yaşlanırsa yaşlansın hep güzel kalacak.Vallaha bak! Kısacası eğlenip, kahkahalarla gülüp, arşivinize ekleyip defalarca izleyeceğiniz bir film ararsanız mutlaka izleyin, izlettirin.Bu arada bir kaç gif paylaşıp benden bu kadar diyorum.Bir daha ki yazımda görüşmek üzere.Sevgiyle kalınn ^^






Hayatın son düdüğü çaldığında pişmanlık duymayın!










Selam! Wattpad hikayeme göz gezdir ---> Kralın Kalbi




.................................................................................


Bu gadget'ta bir hata oluştu