27 Ara 2012

I Need Romance / Benden uzak Allah'a yakın olası dizi...


Başlıktan anlaşıldığı üzere çok sinirliyim.Herhalde gecenin bir yarısı olduğu için asabiyet katsayım yükseldi.Efendim ben bu dizide daha tazecik 3.bölümdeyim(deydim diyelim biz şuna çünkü hemen sildiğim için artık değilim.).Çok fazla yorum yok dizi hakkında.Neredeyse çoğu tanıdık bloğu arşınlasam da kimse bir şey yazmamış hakkında neyse ki bir tane buldum da okudum dedim gider bu dizi güzel herhalde beğenmiş blogger çünkü.İlk 3 bölüm problem yok eğlendim falan ama kızla oğlan var 10 yıllık sevgili taam mı.Oğlan bunu aldatıyo falan neyse kızımız çok bağlanmış- ee 10 yıl kolay mı diyip affediyo.Ki bu oğlan daha öncede aldatmış kendisini.İlk değil yani kız o zamanda sineye çekmiş.Ne miğde var şaştım.Bide tutup karşısına geçti açık açık o kız afet ya, çekimine kapılmadan edemiyosun, kokusu başımı döndürüyo falan tarzı bir şeyler dedi.Ulan! hoş kız, beni çekti falan de it.Bide anlatıyo ayrıntısına kadar haspam.Kızın yerinde olcam -önünde kahve fincanı falan var mıydı bilmiyorum, hatırlayamadım şuan ama- varsa şayet onu kafasına indiriverdim mi beyninin bekmezini akıtırın! Eğer fincan yoksa da ağzını burnunu kırmak suretiyle kafatasını eze eze onu cafenin camlarını vura vura linç ederim.Çok garip bir anlatım oldu ama bağışlayın bir an dellendim yani.Neyse.Bide bunun yakınında yakışıklı mı yakışıklı dalyan oğlumuz var.Daha ilk saniyelerden vurdu beni 12'den! Önceden izlediğim fan yapımı videolardan bu ikisinin aşık olacağını çıkarmıştım zaten ve çook tatlılardı o videolarda.Baya bir kiss sahnesi geçiyordu ama bütün olarak sevdim kerataları.Neyse ben izliyorum ama merak da ediyorum bu kız şu 10 yıllık dallamasından ayrılıp ne zaman bizim oğluşa varcak da böyle tatlumu tatlu ikili olacaklar diye.O yüzden hem blog yazısı arıyorum hemde yeppudaa'da yorumları okuyorum.Ne göreyim.Sonu hakkında berbat olmuş diyeni duymuştum ama bu kadar haklı olduğunu harbi harbi tahmin edememiştim.Hani dedim onun son anlayışı belki farklıdır, hani ilk defa girdiyse k-drama olayına bu kısacık sonlara alışkın değildir diye düşündüm ama genede içimi yidi o kurt.Dur lan ben bi eski yorumlara damlayayım ne çıkcak sonunu öğrensem de önemli değil nasılsa tarihi-iz bırakacak- bir dizi değil yani sonunu bilmek sarsmaz beni zaten eğlencesine izlenecek dizilerden.Neyse gittim geriye bir baktım anacım kız sen bırak yakışıklı mı yakışıklı oğlanı, bilmem kaç kere kendine buynuz taktırdığı eski erkek arkadaşına dön.Bu kişi zatenn yıllardır haz alamadığım Kim Jeong Hoon ayrıca.Adam şu koca evrendeki tek erkek kalsa bakmam o derece itici geliyor, bu dizide de resmen bitti yani varlığını bile kaybetti gözümde.Sevmiyorum adamı ya içim alamıyor.Her neyse zaten 2.ve seçilmeyen oğlanın yakışıklılığına bir şey demek nee hacet adam bir yürüsün içimden 'beyler dağılın!' demek geliyor.O derecede mükemmel bir adam, iyi kalpli ve -sonradan ortaya çıkacak sanırım emin değilim ama- zengin.Kısacası bu son beni bitirdi.Anında kapadım ve indirdiğim bölümleri sildim.Ulan dizi mi yok piyasada 16 saatimi verip seni izliyicem.Hayır sonunun dandik olması neyse de, bide o adamı bırakıp O! adama gitmesi beni cinnet geçirtirdi herhalde.O yüzden akıl sağlığım içinde en hayırlısını yaptığımı düşünüyorum.Halbuki çok güzel gidiyordu dizi diğer kızları falan çok sevdim hatta bir kız var onun aşık olucağı adamı çok merak ediyordum ama kusura bakmasınlar onun merakı için bile açıp izlemem.Ya kızım gurur diye bir şey var ya allahın aşkına yapma gözünü seveyim.Bu ne rahatlık sen bu insanla bir ömür geçircen bide güvenemediğin insanla bir ömür geçer mi kendini yer yaşlanır insan be.Gururu boş verdim bu yüzden bile siktiri çekerdim o adama.İstersen aşkından geber bu dünyaya paronayak bir manyak olarak ölmeye gelmiyosun sonuçta az gururlu ol be! Ay neyse döktüm içimi rahatladım.Muhtemelen dizinin sonu hakkında sizde benim gibi pek bir fikire sahip değildiniz ve harıl harıl blog yazısı aradınız.Çünkü diğer oğlanı seçme ihtimali olduğunu düşündünüz ve yakışıklı erkekciğimin üzülmesine dayanamassınız.Alın okudunuz nasıl bir sonun sizi beklediğini.Malesef o 10yıllık hödüğü seçti.Ee şimdi izleyip izlememek size kalmış.

Tercih etmediği yaratılış şaheseri de bu ; 
Ps: Güldüğü zaman acayip panda yavrusuna benziyor ki anlatamam.Ve bu acayip tatlı.Ölürüm lan senin gülüşüne ben.Nasılda içten içten gülüyo öyle sıcacık :(

En iyiyi en sona sakladım kihkihkhihihi

Şimdi resimlerine falan bakarken acayip bir kıpır kıpır oldum hele ki bir sahnede üzerini falan çıkarıp +18lik olaylara giriliyormuş ama off valla geri dönüşümden çıkarıp izliyicem oğlum senin için bu lanet diziyi.Kaybol gözümün önünden.Ben ne zaman soyunan erkeğe bu kadar düşkün oldum hem.Neymiş öyle soyunmak falan hıh.Öhöm bir kaç dizin var nassa onları izler anarım bol bol seni.Umarım o dizilerinde de üzerini çıkartıyosundur tatlım.Yada çıkarma ya şimdi olay yaratmaya gerek yok.

Hee bu arada bilmeyenler için- yani tanımıyor falan olabilirsiniz- seçtiği tipsiz meymenetsiz bu!
Ps: Adamın tipini de oyunculuğunu da sevmiyorum.Fanları falan okursa şayet bu yazıyı kusura bakmasınlar ama renkler ve zevkler tartışılmaz.Boşuna yorum bölümünde kalabalık yapmayın yani.Onun yakışıklılığı ve oyunculuğu hakkında tartışmak dahi istemiyorum NOKTA!



Atarlı blog yazarı Cemreden bu kadar.
Bu aldatma üzerine bir video paylaşıp kaçacağım.
Diziye sitemden oğlana aşka dönüştü bu yazı ama fikrim gene değişmedi.
İzleeemiiiciiim.
Ben buyum abicim ahanda bu (aşağıdaki videodaki) kadından farkım yok.
Gelemiyorum abicim ters bana adamı yolarım parçalarım!
Neyse bilgisayarı tekmelemeden bana eyvvallahhh..


video


Selam! Wattpad hikayeme göz gezdir ---> Kralın Kalbi




.................................................................................




24 Ara 2012

Günün müziği ve sözü | Vol4



Selamlar efendim.Bayadır sizlerle günün sözü & müziği paylaşımı yapmadığımı farkettim.Aslında çok sevmiştim ben bu paylaşımı böylelikle sevdiğim müzikleri ve sözleri de paylaşabiliyorum ama nedense bunu bile yazmaya üşeniyorum.Ah Tanrım benim bu üşengeçliğin sonu nereye gidecek merak ediyorum! Her neyse malumunuz önceki yazım  kıyametten önce izlenilesiler maalesef geç kalınmış bir fikirdi.Bu yüzden sadece bir tane film yazısı paylaşabildim hehe Neyse ama devam edeceğim ona.En azından 2-3 film veya dizi daha paylaşıp o güzel fikride tamamlarız.Neyse lafı kısa kesmek en iyisi olacak.Zaten yarın 5 gibi bir saatte uyanmam gerektiği düşünülürse yatma vaktim geliyor.En yakın zamanda görülmek üzere.
Sevgiler, saygılar...

Günün Sözü;
Bir savaşçı sevdiği şeyi bırakmaz.Savaşçı yaptığı şeyde sevgiyi bulur...


Günün Müziği;
Tylor Swift - I Knew You Were Trouble


Esasen Tylor Swift dinleyen bir insan değilimdir hatta kendisinden hiç haz almam ama bu şarkısını çok beğendim.Uzun bir süre dilime takıldı hatta.Başında geçen konuşmada söyledikleri de oldukça güzeldi.İngilizce bilmeyenler için ben hemen yazıvereyim şuraya.Şayet müziğin çevirilerinde falan yayınlanmamış girişteki konuşma.

* *

Bir ilişki sona erdiğinde tüm yaşananlar bir şerit halinde gözünün önünden geçer.Aynı kaleydoskop desenlerinde olduğu gibi.Her şey gözünün önüne gelir..
Ama bu, onun için geçerli değil.
Aslında bir yanım, daha ilk onu gördüğüm an tüm bu olacakları biliyordu.
Ne söylediği bir şeyden anlamıştım bunu, nede yaptığı bir şeyden.
Bu sadece içimden gelen bir histi.
Daha kötüsü ise, başka birine yine böyle kendimi kaptırırsam ne yaparım.
Kaptırmamam mı gerekiyor onu bile bilmiyorum.
Biliyordum, onun dünyası çok hızlı dönüyordu ve çok parlak yanıyordu.
Ama düşünüyorum da nasıl oluyor da bir şeytan, gülümsediğinde aşırı derecede meleğe benzeyen birine doğru seni çekebiliyor.
Belki de beni ilk gördüğünde biliyordu.Sanırım iyice dengemi kaybettim.
Düşünüyorum da bu ilişkinin en kötü tarafı onu kaybetmem değildi.
Kendimi kaybetmemdi...

* *

Selam! Wattpad hikayeme göz gezdir ---> Kralın Kalbi




.................................................................................


20 Ara 2012

Kıyametten Önce İzlenilesiler - Vol.1 / Queen of the Damned

Malumunuz kıyamete şurada ne kaldı.Herkes o anlamsız günü büyük bir merakla ve korkuyla beklemekte.İşin espirisi bu tabi, kıyametin kopacağına inandığım yok -Şirince bunun dışında tabi, orda büyük bir kıyamet kopacak ama hayırlısı- vesselam ben genede dalgamı geçip sevdiğim ve aklıma gelen bir iki filmi paylaşayım istedim.Zaten uzun zamandır da yazmıyordum bir şeyler buda bir bahane olmuş oldu.Gerçi kıyamete kadar yetiştirebilirmiyim 2-3 film bilmiyorum ama artık olduğu kadar.

* İşte Karşınızda Kıyamet Gibi Bir Film *



Buradan Twilight sever kardeşlerime sesleniyorum.Alacakaranlıktan önce biz vardık karşiiimm! diyip öncelikle benim için ayrı bir yeri olan filmi paylaşmak istedim.Zaten uzun zamandır da yazmak istiyordum kendisini.Efendim Lanetliler kraliçesi bilindiği üzre romantizm-vampir ikilisinin yegane bilindik ismi Anne Rice'ın Vampire chronicles serisinin 3.kitabından uyarlandı.Bu hikayede yüzyıllarca tabutunda uyuyan Lestat dışarıdan duyduğu müzik sesiyle uyanır ve dünyanın ne kadar değiştiğini fark eder.Bir rock yıldızı olur ve müziği sayesinde yüzlerce yıl önce yaşamış kraliçe Akasha'yı uyandırır.Akasha dünyanın kontrolünü kendi ellerine almak istemektedir.Lestat ise onun çoktan seçtiği kralıdır.Bu noktada devreye ikinci kızımız giriyor tabisi.Lestat ondan etkileniyor falan fistan.Ama ortada kocaman bir tehlike var.Akashanın planları fazla dehşetingiz ve Lestat bir taraf seçmeli.

Acaba bu savunmasız ve masum kalpli kız mı, yoksa tamamen karanlık ve dehşetingiz planları olan kraliçe mi olacak?


Bir kere karakterleri oynayan oyuncular çok orji.Özellikle kraliçe Akashayı oynayan Aaliyah abla için söyleyeceğim 2 çift lafım var.Kadın malum filmden sonra trajik bir şekilde öldü ama kalbimizde yaşıyorsun.Ruhun şad olsun karanlıkların kraliçesi.Acayip bir hava katmışsın filme severek izledik.


İkinci isim baş erkeğimiz Lestat'dan başkası değil.Onu oynayan isimde Stuart Townsend yakışıklısı.Normalde bana göre hiç çekiciliği olmamasına rağmen filmde resmen adam mıknatıs olmuş adeta çekiyor abicim.Biliyorum Lestat karakteri Tom cruise amcamızla özdeşmiş ama ben kesinlikle Stuart diyorum.Tom cruise amcanın geçen izlediğim eskimi eski bir filminde tamamen facia olan oyunculuğu ve tipini gördüğümde hepten soğudum.-zaten Anne Rice'da istemediydi onu filmde dışladıydı- O yüzden kesinkes söylüyorum forever Stuart! Halt etmiş Edward ve piyanosu.Lestat bir kemanını öttürsün puuuf diye söner onun havası.


Diğer kızımız yani Lestat'ın kalbini hoplatan ölümlü hakkında da bir şeyler demek isterdim ancak ben sönük buldum onu.Bence başka biri oynayabilirdi o rolde.Yada yönetmenin bir suçu var bunda.Bilinmez çünkü daha önce oynadığı başka bir film izlemedim o yüzden kesin bir şey söyleyemem.Birde Marius abimiz var ki oda gerçekten çok orji bir karakter.Başlarda sevimsiz bulabilirsiniz ama sonlara doğru kanınız kaynar, bağrınızı açarsınız kendisine.Oynayan abimizde -bence- acayip karizma.


Kısacası karakterler birbirinden güzel.Zaten çok usta bir kalemin elinden çıkma bir kitaptan uyarlama yani konuda beğenmeyeceğiniz bir nokta olmayacaktır.Özellikle ben hatırlarım televizyona çıktığında deli gibi sevinirdim.Yıllarca ara ara izledim sonra dayanamadım vcd'sini aldım falan filan derken zaman zaman unuttum ve şimdi arşivim arasında sapasağlam duruyor.Hatta bunu yazdıktan sonra açıp bir daha izlemeyi düşünüyorum.Belki çocukluğumun filmi olduğundandır, belki çok sevdiğim yazarın elinden çıktığındandır acayip bir sevgim var Lanetliler kraliçesine.Çoğu şeyi sonlandırdılar filmde ama ben bir 2.film bekliyorum hala ve hala.Ama artık çıksa da aynı elemanlar oynamaz biliyorum.Ancak alınıp 2012 versiyonu şeklinde uyarlayabilirler.Şimdi düşündümde yok yok istemez.Benim için efsane kalmaya devam etmeli Queen damned.


Müziklerde ayrı bir leziz.Tam yerlere oturan 1o numara grupların elinden çıkma hepsi.Hatta tek tek sayıcam siz anlayın gayrisini; Linkin park, Static-X, Marilyn Manson, Disturbed, Jay Gordon vb...Gerçekten çok iyi bir Soundtrack ve cuk diye oturan sahnelerle bezenmiş.Zaten Lestat'ın keman çaldığı kısımlar vardır sahildeki bölümü zamanında milyonlarca defa dinlemişimdir acayip güzel bir keman solosuydu allahı var.


Aslında çok anlatılacak şey var ama özellikle Lestat ve Jesse'nin aşkı çok hoştu.O ilk karşılaştıkları sokak arasını asla unutmam.Lestat'ın kıza bakışları falan.Vesselam acayip karizma bir ikiliydi.Kaç kere izlememe rağmen düşündükçe özlüyorum o ikiliyi.Dediğim gibi çok başka bir yeri var bende bu filmin.O yüzdendir belki doğru dürüst anlatamam ama sizin bu yazıdan sonra bile izleyeceğinizi umuyorum.Ee artık izlemesseniz de sizin ayıbınız kalktım yazdım sizin için o kadar.heheheh


Belki fazla anlatamadım belki eksiklerim var ama siz kesinlikle izleyin bu filmi.Beğenirsiniz beğenmezsiniz ama ben her bir karesini hafızama kazıdım, her bir karakteri benimsedim sevdim eminim sizde oldukça beğeneceksiniz.Kısa kesmekte fayda vardır bende açayım izleyeyim tekrardan acayip özlemişim.Giderken 1-2 gif paylaşayım bari canım çekti ^^

Ben senin tipiniiiiiii yeriiiimm

Sevgiler, saygılar.



Selam! Wattpad hikayeme göz gezdir ---> Kralın Kalbi




.................................................................................



31 Eki 2012

Arang and the Magistrate / 3 dolunay geçene kadar seninleyim...


Mükemmel, mükemmel, mükemmeeel! Uzun zamandır -hatta bir dakika- hiç böyle bir dizi izlememiştim kore camiasından.Elbet fantastik öğeler barındıran diziler var ancak başından itibaren öyle sardı ki resmen kitlendim diziye.Karakterler konu görsellik çok çok iyiydi.Özellikle Min ah ve Junki çok tatlı bir ikili olmuş.Özellikle Junkiyi uzun zamandır göremiyordum dizilerde.My girlden sonra bir kaç dizide oynadı ancak ben o yapımlarını daha izlemedim o yüzden uzun zamandır görmediğim bir arkadaşı görür gibi oldum ve çok sevindim nedense.Yakışıklılığından bir şey kaybetmemiş o kesin.
Esas adamımız Eun oh hayaletleri görebilen ve bundan nefret eden yarı soylu-yarı köle, yakışıklı bir oğlandır.Kaybettiği annesini bulmak için Miryang'a gider ve orada saf, güzel ve bir o kadarda hayalet kızımız Arang ile tanışır.Bu kız onun bir şekilde yargıç olmasını sağlar ve geçmişi için ona yardım etmesini ister.İlk başta onu yok gibi görüp köşe bucak kaçarken, onda kafasındaki sorulara cevap bulacak anahtarın olduğunu öğrenince olay tamamen tersine döner.Arang onun çözmesi gereken şifreyi beyninde tutuyordur ancak gel gör ki kızımızın hafızası tamamen sıfırlanmıştır.Hem ona yardım edip hafızasını ve neden öldüğünü bulmaya, hemde annesini aramaya başlarlar.Ancak bu işe Yer ve gökyüzü kralları da dahildir ve onları bekleyen gerçekler hiç o kadar toz pembe olmayacaktır.



Nasıl beğenmezler bu diziyi anlamam.Şimdi birkaç yorum okudum ve çok şaşırdım! Sıkıcı ve saçma olduğunu söyleyenler mi dersin, tamamen boğucu olduğunu söyleyenler mi dersin...Pardon ama siz bu işten anlamıyorsunuz canım, hiç yorumda bulunmayın.Ben fantastik kurguyu ölümüne seven bir insan olarak açıkcası çok çok sevdim ve etkilendim bu diziden.Kime, neye, hangi amerikan dizisine benzediğine değilde, ortaya çıkan şeye bakarsak daha mantıklı olur kanımca.Çünkü farkındaysak bu devirde yeni bir şey çıkarmak ve onu sunmak neredeyse imkansıza yakın.Yeni birşeyler ortaya koyanlarda zaten milyonda bir çıkıyor...İşte bu bakış açısını edinmediğimiz sürece izlediğimiz her yapımda, bir önceki başka yapımların izini ararız.Halbuki güzel miydi, konu işleyişi, karakterler nasıldı önem vermemiz gereken buydu.Neyi tekrarladığına değil, ne kattığına önem vermek en mantıklısı.Hep yenilikçi yapımlar ararsak hayal kırıklığına da hazırlamamız gerekir kendimizi canlarım.O yüzden gereksiz yorumlar yapmayınız.Sizin yüzünüzden güzelim diziyi izleyemeyecek olanları düşünüp ben üzülüyorum!



Kızgınlığımı bir kenara bırakıp dizi hakkındaki yorumlarıma dönmek istiyorum.Fantastiği sevsem de aşkla harmanlanmadığı zaman benim için boğucu bir hale gelebiliyor.Bu yüzden önemli olan ve mutlaka izlenilmesi gerekenlerin dışında salt fantastikten çok, romantizmle harmanlanmışlarına yöneliyorum.Bu diziyi sevmemin bir diğer nedeni de buydu.Birde işin içine komediyi sokmuşlar ki demeyin keyfime.Tekrar üstüne basıyorum Min ah ve Junki çok tatlı bir çift olmuş.O birbirlerine bakışları, laf sokuşları, türlü itiş çekişleri çok sevimliydi.Açıkcası dizi bittiğinde bile özledim o ikiliyi.O derece bağlamışlar beni kendilerine.



Ah o iki sevimli krala bir çift söz söylemeden bitirmem yazıyı :D Siz ne kadar tatlıydınız ya.Yeraltı kralının yaşlı vücudu için yakınması, yeryüzü kralına oyunda sürekli yenilmesi ve girdiği tripler! Çok tatlı bir ikiliydi onlarda.Zaman zaman neden kendi işlerini kendileri halletmiyor be! diye sitem etsem de, onlarında bir bildikleri vardı diyorum.Sonuçta koca krallar kimi sorgulayacağım canım! hehe Her neyse o detaya girmiyim çünkü fantastik bir şey ise ortadaki, fazla sorgulamamak en iyisidir.O ikilinin bir resmini paylaşayımda tatlılıklarını görün.Gerçi setten bir görüntü ama bence karakterleride gayet bu atmosfere uygun hehe


Şapkalı olan ölüm meleği rolündeki abimiz yanlış olmasın :D
Dizinin yan karakterlerindede aşk vardı.Şaman ve esas oğlumuzun sağ kolu Dol soe çok şeker bir çiftti.Onların aşkı da nefretle başlayan cinsten.Kavga gürültü olsada aralarında, aslında ikiside fazlasıyla utangaçtı.Allahım Dol soe'nin utanarak  'Sen beni ayartmaya mı çalışıyorsun!' diyişi hala gözümün önünde :D İlk başlarda Dol soe fazlasıyla sinirimi bozsada (Arang'a karşı yaklaşımından dolayı) sonradan kendini affettirdi.Yürekli adamdı vesselam.Selam olsun sana Dol soeeee! :D


-Ve ikiliden bir kare-

Hazır gelmişken birkaç resim koyalım dimi ama hehe 
Çoook tatlılaar :(  ♥_

Şimdi paylaşacak başka şeyler arıyordum ve dedim güzel bir mektubu paylaşayım sizinle.Sevgili Arangımızın oğluşa yazdığı o yürek parçalayan mektubu.
İzlediğiniz zaman neden parçaladığını anlarsınız yeterince :(


Yargıç...
Birisi bir gün 'Rüyamda bir kelebek gördüm.Ben mi kelebektim, kelebek mi bendi bilmiyorum...'demişti.Seninle tanıştığım andan itibaren ben de öyle hissettim.Bir anlığına, hayalet olan insan mıyım, insan olan bir hayalet miyim unuttum.Zaman bir rüya gibi gelip geçti.Mutlu olduğum zaman mutlu olduğumu hissettim.Üzgün olduğum zaman üzüntüyü hissettim.İnsan olarak geçirdiğim günler gerçekten çok hoştu.
Bana değer verdiğin için teşekkür ederim.Yaşamıma değer verdiğin için teşekkür ederim.Karanlığın ay ışığını soldurduğu gibi, kalbindeki yerim de eninde sonunda yok olacak.Ama senden beni unutmanı istemeyeceğim.Lütfen beni hatırla.Arang adını unutma...
Yargıç...
Seni seviyorum...




Yazımın sonuna gelmiş bulunmaktayız.Yazarken keyif aldığım dizilerden biriydi.Bazıları ihtiyaçtan yazılsa da Arang daha izlerken bile mutlaka yazmalıyım dedirtti bana.Pek fazla ayrıntıya giremememi izleyince anlayışla karşılayacağınıza eminim çünkü karışık ve anlatılmaması gereken sahneler var her bölümde.Olay üstüne olay ama o kadar merak ve zevkle izlettiriyor ki şaştım kaldım.O yüzden bol resim koydum.Zaten izleyeceğiniz için sorun yok yani hehe :D Bak izleyin mutlaka çok kızarım valla! Şaka bir yana Arangı çok sevdim ben.Eminim sizde zevkle izleyip çok güzel bir dizi katmış olacaksınız beyninizin ve kalbinizin arşivine.Çok yoruldum ve baya zamanımı harcadım ama değdi gerçekten güzel bir yazı oldu :) Alttada gif ve ikilinin kısacık bir diyaloğunu paylaşıp kaçar artık ben.

 İzleyin, izlettirin ^^



Bir çiçeğin solduğu yerde başka bir çiçek açar.Bir rüzgarın estiği yerde başka rüzgarda eser ama sana olan duygularım sonsuza dek sürecek.Cennete gidersem seni unutmuş olacağım, cehenneme gidersem de sen beni..Yani hiçbir şekilde birbirimizi hatırlayamayacağız.
Ben seni, sana olan sevgimle bulacağım...Seni gördüğü anda aniden duran, gözünden yaş akan, kalbi hızla atmaya başlayan birini görürsen onun ben olduğumu anla.
Arang...
Seni seviyorum.



Selam! Wattpad hikayeme göz gezdir ---> Kralın Kalbi




.................................................................................




23 Eki 2012

Suicide Room / Yaşamak istemiyorum!

Ölmeyi istediğinizi düşünün.
Hayatınızda kendi adınıza tek isteğinizin 'ölüm' olduğunu.
Bu film ölümü soğukkanlılıkla bekleyen insanların öyküsü.
Onlar bizim kadar dayanıklı değiller ve belki yaşadıkları en ufak olayda bile, porselen bebekler gibi binlerce parçaya ayrılıyorlar.
Bu kocaman dünyadan istedikleri tek şey ise
hayatlarına son vermek..




Suicide Room'a hoşgeldiniz.
Burası istediğin her kişiliğe, her görünüme sahip olabileceğiniz yer.
Olmak istediğiniz kişi olun.
Ve sonunda ölümü tadın...



Korku filmi değil merak etmeyin. Tamamen piskoloji üzerine kurulmuş konuya sahip, polonya yapımı bir film intihar odası. Aslında nasıl anlatırım biraz düşünceler içerisindeyim çünkü gerçekten çok değişik bir filmdi ve beni bir o kadar etkiledi. Öncelikle oyunculuğun mükemmel olduğunu söyleyebilirim, hele Jakub adlı yakışıklı şahsiyet gerçekten döktürmüş. Onunla ilk defa bu filmde karşılaştım zaten yeni bir oyuncu, bir iki yapımda yer almış ancak kesinlikle gelecek vaat ediyor!! Yakışıklılığı ise...ehem ben şimdi kısaca konusunu yazayım da çünkü bir başlarsam Yakub'u övmeye konuya giremem hehe

Filmin esas adamı Dominik arkadaşlarıyla takılmayı, alem yapmayı seven biri. Ancak gerçekte o kadarda mutlu ve eğlenceli bir çocuk değil. Kendini yalnız hissediyor ve bunu sadece kendi içinde yaşıyor. Bir gün hayatını tamamen altüst eden bir öpücük sonunda, internet denilen kafeste kendi yalnızlığını ve acılarını paylaşan biriyle tanışıyor. Ama bu oldukça sıra dışı bir kız ve istediği tek şey ölüm...



Dominik gerçekten şaşırtıcı bir karakterdi. Açıkcası onun gerçekten ne istediğini anlayamıyorsunuz. Kişilik arayışı içindeki bir genç veya aptal bir adam diyebiliriz; ama her şeyden önce Dominik ne istediğini bilmiyordu bana göre. Bir çok insanla tanıştım, iyi bir hayatları olmayan ama mutluluk içinde yaşayan insanlar... Hayatları mükemmel olan ama asla mutlu olamayan insanlarda dahildi buna. Dominik kesinlikle bu ikinci insan türündendi. Arkadaş kazığı yediği de bir gerçek ancak genede kendini deli gibi bunalıma sokmasına gerek yoktu. Açıkcası ben olsam intikamım o kadar hafif olmazdı diyorum ama dediğim gibi gene ortaya Dominik'in esas karakteri çıkıyor. Yani onu ben gibi düşünerek baştan hata yaptığımı anlıyorum. O tamamen farklı kırılganlığa sahip...




Filmde doğal olarak en sevdiğim şey Sylwia ile olan ilişkisiydi. İlk başta arkadaşlık gibi görünse de onların birbirlerine olan bağlılığı gün geçtikçe artmıştı. Sylwia onun belki hayatındaki en doğru seçimi olmayabilir; ancak onun gerçekten bağırmasına ve ben mutsuzum demesine cesaret verdi. En sevdiğim sözü de oğlana' Ödlerini kopart! Terörist ol. Artık sen bir teröristsin.' dediği yerdi. Kısacası Dominik'e intikamını almasını söylüyordu. Tabi bu intikam sizin düşündüğünüz gibi ağzını yüzünü kırmak değilde, gidip soğuk kanlılıkla onlara yıkılmadım ayaktayım mesajını vermekti. Dimdik yürüyerek önlerinden geçmek ve umursamaz bir yüzle suratlarına bakmak. Ah o an Dominik ne kadar havalıydı. Hala o yürüyüş sahnesi gözümün önündedir.


Slywia ile tanışınca kızımız onu intihar odası adlı, chat odası tarzı bir yere üye yapıyor. Kurucusu kızımızın ta kendisi. Burada hangi kılığa istersen girebiliyor ve istediğin kişiyle diyalog kurabiliyorsun. Ama herkesin ortak özelliği ölmek istemeleri. Aslında bana göre hepsi normal hayatlarındaki yalnızlıklarını bu odada azda olsa dindirmeye çalışıyor. Burada kendilerin neredeyse evlerinde gibi hissediyorlar. Bu bence yönetmenin internete olan bakış açısını göstermek için yarattığı bir objeydi. Sonuçta bizde o durumda değil miyiz? Yani neredeyse günün 24 saati o aptal kutusunun önünde geçiyor ve nasılsa oraya bağımlı kalıyoruz! 
Kısacası İntihar odasını sevdim. Daha doğrusu oradaki görüntüleri sevdim. Animasyon tarzı bir görsellik sunmuş yönetmen ve bu durum az da olsa filmi gerçekliğinden soyutladı bizi. Karakterlerin çizimleri de acayip güzeldi söylemeden geçmiyim. İkilinin oradaki diyalogları da gerçekten güzeldi...


Daha fazla nasıl pek açık olmadan anlatabilirim bilmiyorum. Tekrardan söylemiş olacağım ama ikiliyi çok sevdim. Birbirleriyle paylaştıkları şey çok gerçekti ve bilgisayar ekranından da olsa hissettirdi. Özellikle birlikte uyudukları zaman. İzleyince görürsünüz 'bilgisayar üzerinden konuşan iki insan nasıl birlikte uyumuş gibi olurlar?' sorusunu. Çok şeker bir sahneydi açıkçası ve hatunun o karanlık ekrandan seçilemeyen suratını bütün aydınlığıyla gördüm. Çok güzel hatunmuş vesselam! Pembiş dağınık saçlarını da ayrı bir sevdim. Çok tatlı.


Hazır yazının sonlarına gelirken oğluşuma değinmeden geçemeyeceğim.



Bu adam normalde öyle filmdeki gibi ahım şahım çekiciliği olmadığı halde neden bu filmde dibimi düşürecek kadar tatlıydı diye soracak olursam kendime; sanırım o normalde sapsarı olan saçlarını simsiyaha boyatması ve emo tarzından dolayı derim herhalde. Aslında film biraz günümüz emolarının bakış açısıyla anlatılmış. Esasta ülkemizde bu olayın cılkını çıkarsalar da gerçek emo akımı tam anlamıyla Dominik gibi karakterler demektir. İçine kapanık, değişik ve sürekli ölüm gibi soğuk bir ruh haliyle takılan tipler. Bu karakteri de harbi harbi oynamış çocuk. Hatta ayakta alkışlamak istedim sıra sıra kendisini çünkü gerçekten çok iyi bir oyunculuk sergilemiş. Öyle ki ağladığı sıralar oturup benimde ağlayasım geldi, o maviş maviş gözlerinden akan iki damla yaş bile adamı öldürür abicim! (bkz: Mavi göz takıntısı olan kız) hehe 
Kısacası gerçekten çok tatlı bir çocuktu ve emo tarzına duyduğum önlenemez sevgiyi bir kere daha depreştirdi. Kim ne derse desin, dalga geçerlerse geçsinler abicim biz Kore severler emo stili saçlara alışık ve aşığız zaten.Birde böyle pircingli mirsingli, maviş maviş gözlü olursa benim için tadından yenmez! Yazımı sonlandırırken mümkünse izledikten sonra izlemenizi önereceğim bir videoyu paylaşmak istiyorum. Şarkıyı da ayrı bir severim ve bizim ikiliyi de çok güzel sergilemiş. Mutlaka izleyin ama, filmi izledikten sonra! Çünkü fazlasıyla spoiler içeriyor..




Evet efendim geldik bir film yazımızın sonuna daha. Açıkçası ben çok beğendim. Biraz indirmesi zor bir film yani torrent yoluyla bulup ayrıca alt yazısını da indirip izlemeniz lazım ama bu uğraşa değeceğini düşünüyorum. Sonunda çok iyi bir oyuncuyu ve güzel sahneler barındıran, akılda kalıcı bir filmi edinmiş olucaksınız. İzlerseniz şayet yorum atın lütfen. Görüşlerinizi merak ediyorum ^^






Bu dünya ölüyor.
Bu dünya bizi hak etmiyor
Bizim gitmek zorunda olmamızın sebebi bu..


Selam! Wattpad hikayeme göz gezdir ---> Kralın Kalbi





.................................................................................


17 Eki 2012

Haeundae Lovers / Balık kokan bir aşk..♥


Evet efendim geldik güzel bir dizi yazısına daha.Gene uzun aralıklar vererek yazma işini aksatıyorum ama napalım hiç olmamasından iyidir diyip böyle arada sıvıyoruz kolları :) Daha dün bitirdiğim için, içimdeki yazma şevkini H.lovers'a adadım.Eğlendim, bol bol güldüm ve kendime yeni bir oppa edindim bu dizide.Sizede olabildiğince kısa bir şekilde anlatmaya çalışacağım; Şimdilik konusuna değineyim.

Efendim bir adet balıkçılık yapan ayrıca babası eski bir mafya olan kızımız var.Bu kızımız ailem-amcalarım- dediği 3 adet eski mafya yancısı olan erkek ve kaza geçirip zekası 6 yaşına düşmüş mafya babasıyla yaşıyor.Elini ayağını çekmişler bu mafyacılık işinden ve Busan sahillerinde balık yakalayıp satarak hayatlarını geçiriyorlar.O sırada gizli bir uyuşturucu mafyasını çökertmeye çalışan esas oğlumuz savcı bey bu kızımızla karşılaşıyor ve bir dolu yanlış anlama sonucu kızın evinde oda tutup orda yaşamaya başlıyor.Güya kızın sevgilisi olan uyuşturucu şebekesinin liderini yakalayacak.Tabi tamamen yanlış anlama sonucu bu kanıya varıyor ve böylelikle güzel, eğlenceli dizimiz başlıyor...


Çok fazla gülüp eğlendiğimi söyleyebilirim.Şu aralar bu tarz dizilere o kadar ihtiyacım vardı ki anlatamam.Şöyle entrikalara fazla dalmayan gülüp neşelenebileceğim bir dizi arıyordum ve H.lovers bana bir hediye gibi düştü.Karakterler çok sıcak özellikle esas kızımızı bir çoğunun aksine oldukça sevimli buldum ben -ki ilerleyen bölümlerde daha bir sevimli olucak.Esas oğlumuzda oldukça yakışıklı -kaslı maslı- şirin bir abimiz.Açıkcası rolünüde çok güzel yapıyor.Biraz Binie havaları vardı özellikle komik sahnelerinde o enerjiyi aldığımı söyleyebilirim.Tabi bu abimizin Binieden farklı bir havası vardı yani birebir aynı görmedim kesinlikle.Sadece azcık benzettim hani soğuk havasının yanındaki mizacını falan.


Diğer karakterlere değinmek gerekirse evdeki 3 emekli gangster abilerimizle başlayabiliriz.Küfürbaz bir donseng vardı tabi onun dışında 2 abimiz oluyor.Onlarda eğlenceliydi ama oğluşumu fazla dışladılar hafızasını kaybedince o yüzden gıcık oldum bir süre ama onların yapısına verdim bu durumu sonuçta öyle ellerini açıp kucaklamak istememeleri normaldi ama sonunda zaten sevdiğim bir tip olup çıktılar bu durumda fazla canımı sıkmadı.Bir tanede ajumma vardı oda ne gıcık bir şeydi yea.Yani kadının suratına suratına yırmıh atasım geldi gerzek, itici birşeydi ama sayesinde güldüğüm yerlerde oldu.Onun dışında hasta olan babamızda çok şekerdi.O çocukluk triplerini ve hallerini çok güzel oynamış.Hele kızla oğlan öpüşmeye çalışırken birden ortada belirmelerine ayrı bir güldüm.Küçük havuzda o deniz gözlüğüyle dalıp dalıp çıkması falan.Çok şekerdi.



Aslında çok daha fazla şey çıkardı belki anlatacak ama ben böyle dizilerde kısa kesmeyi seviyorum çünkü anlatılacak espiriler, konular daha sonra izlendiğinde o anki tadı vermeyebiliyor.Kısacası bol bol gülmek ve eğlenmek izliyorsanız izlemenizi şiddetle öneririm.2 karakterin aşkı da çok şekerdi uzun zaman unutmam o ikiliyi diye düşünüyorum.Abimizde çok yakışıklıydı yani ne diyim allah sahibine bağışlasın bundan sonra takibimde benim! hehe Yeni oppam listesine ekledim hiç düşünmeden.Kısacası; Daha fazlada dizi hakkında yorum yapmıyıcam bu kadar övdüysem açın izleyin canım aaa! :D Kendi yaptığım gif'ide paylaşıp ufaktan gideyim ben buralardan ^^





Sevgiler, saygılar..



Selam! Wattpad hikayeme göz gezdir ---> Kralın Kalbi




.................................................................................



Bu gadget'ta bir hata oluştu